1. GÜN
Bugün aynaya bakarken, saçlarımın şu şakak dediğimiz yerlerden yer yer ağarmaya başladığını fark ettim. Birgün yaşlanacaktım elbet.Hiç dert etmiyorum(!)
Ben öyle; saçında tek tel beyaz görüp de paniğe kapılıp da saçlarını derhal boyayıp da zamanı kandırmaya çalışan tiplerden değilim!
Ben yaşlıları çok severim. Alırım el işimi elime (hani kalan iplerden renk renk battaniyeler, şallar yaparlar ya işte onlardan ), kalın mercekli gözlükler gözümde(bir şey olmaz zaten hep daha iri gözlerim olsun isterdim “hayallerim gerçek oldu” derim), geçerim pencerenin önüne dışarıda kar yağar ben bol tarçınlı salep içerim.
2. GÜN
Her şeye ağlayan bir yaşlı olurum ben; geçen ömrüne, kalan ömrüne… Sulugöz, gevezenin teki…
Yalnız kalır mıyım ki yaşlanınca? Allah esirgesin.
Bakıma ihtiyaç duyar mıyım? (gerçi oğlum vefalı bir çocuğa benziyor ama ya gelinim fena olursa?).
Torunlarımı beklerim bayramlarda.
Mendiller hazırlarım onlara(“şimdi mendil mi kaldı babaanne, hayret bir şeysin ya, para yok mu para” dediklerini duyar gibiyim).
3. GÜN
Benimle yüksek sesle ve yavaş yavaş konuşacaklar kulaklarım gayet iyi duyduğu halde. Kendimi uzaylı gibi hissedeceğim(NA-SIL-SIN? BİZ-İ-Yİ-YİZ…” Ben –de-i-yi-yim- dost!”)
Bana lokum alacaklar(nefret ederim lokumdan, çikolata yok mu çikolata), diş yok ya damağıma yapışacak, Hindistan cevizi boğazıma kaçacak… Öksüreceğim(bana bir bardak su getiren çıkacak mı?)
Tansiyon ilaçlarım olacak.
Şeker ilaçlarım olacak.
Kalp ilaçlarım olacak(ooohoooo eczacıların gözdesiyim).
4. GÜN
Tatlı, tuzlu, kızartma; kısılacak… Kıs kıs güleceğim “ben bunları çok önceden hesapladığım için zamanında doyunca yedim” diyeceğim.
Ana yemeklerden önce, hazmı kolay olsun diye mutlaka çorba iç(mey)eceğim:
“Mercimek mi yaptın? Hiç sevmem”
“Şehriye mi? Yok yemem!”
“Yoğurt çorbası mı? Aman istemem”…
“HUYSUZ İHTİYAR” diyecek bana gelinim(sanki onun kocasına bir şey beğendirebiliyorduk zamanında)
Huysuz ve tatlı bir kadınken birden; huysuz, tatsız hemi de tuzsuz bir kadın olacağım…
5. GÜN
“Çamaşır suyunu yıkadım”
“Elime çorap ördüm”
“Uçak sattım”
“Üç gittim beş geldim”
gibi manasız ve saçma sapan cümleler çıkacak ağzımdan(fırlayan takma dişlerimle beraber).
Zaten sakarım. Yaşlanınca da beni kimse mutfağa sokmayacak. Riyakâr riyakâr bir de “sen yorulma” diyecekler. Nankörler!
Ben mutfağın dışında karada yaşamaya çalışan balıklar gibi olurum.
Nefes alamıyorum.
6. GÜN
“Mor ve Ötesi” yerine, Hacı Arif’ten şarkılar dinleyeceğim:
Nigah-ı mestine canlar dayanmaz.
Kemer çehre peri ru tende canımsın-Nigarım dilberim ruh-i revanım
Hacdan dönenler bana tespih ve namazlık hediye getirecekler (hani inciler, hani akik taşları) bir de hurma.
Aynı hikâyeleri defalarca anlatıyorum diye benden kaçacak sevdiklerim.
Dans da edemeyeceğim(baş belası kireçlenme!).
Yüksek sesle müzik dinlesem başım ağrıyacak.
7. GÜN
Aman Tanrım!
“KAHVE İÇSEM ÇARPINTI YAPACAK!!!!!!!!!!!!!!”
“KÂBUS!”
“İMDATTTTTTTTTTTT!!!”
Biri beni dondursun!
Bunu biri durdursun!
(EVET EVET YARINDAN TEZİ YOK BEN DE ZAMANI KANDIRMALIYIM…)

http://www.kuduz.org/?p=4475



Bu yazı 560 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.