12 Haziran 2017

Şu an okumakta olduğun sana yazdığım son

mektubun ilk cümlesidir… Geç de olsa bu

saçmalığa bir son vermek istiyorum. Neden?

Çünkü sana yazmak ya da seni yazmak, ıstırabımı

azaltmak şöyle dursun daha da artırıyor. Yeni değil

üç gün önce aldığım bir karar bu. Bu kararı

aldıktan sonra ilk iş saçlarımı kestim. Saçlarımı

kesersem her şey düzelir gibisinden bir hisse

kapıldım. Sonra kestiğime bin pişman oldumsa da

kestim. Hep söylerim, “Saçla motivasyon arasında

bir ilinti var”.

Saçlarım uzunken Achilles,

kısayken sürekli horlanan çapsız bir uzman çavuş

gibi hissediyorum kendimi…

Neyse, konumuz bu

değildi.

Bu gün öğleden sonra son sınava girmek için

okula gelmiştim. Sen de oradaydın. Doğrusu tuhaf

bir deneyim oldu. Eve döner dönmez de bu

mektubu yazmaya koyuldum. Sait Faik’in de dediği

gibi ‘’Yazmasam delirecektim!’’ ya da Emrah

Serbes’in de dediği gibi ‘’Ben yaza yaza delirdim!’’

Daha dün düşünmüştüm seni görmek isteyip

istemediğimi. İçime şöyle bir yokladıktan sonra

seni görmek istemediğime kanaat getirmiştim.

Hatta İsmet Özel “Seni dünya gözüyle bir daha

görmek / bunu da nereden çıkardın / boşuna

arama içimde kırıntısını bile bulamazsın / böyle bir

isteğin” dizelerini paylaşmıştım.

Ben neyin gerçekleşmesini istemiyorsam o şey

en kısa sürede gerçekleşir. Yine öyle oldu. Hiç

şaşırmadım.

Aslında bir yandan yüzünü görmek istemiyor öte

yandan uzun süredir bu tesadüfün gelmesini

bekliyordum. Yüzün hafızamda tazeyken sana

veda etmek istiyordum.

Biliyor musun, bu yaşıma kadar -sen de dahil-

tam beş kadını sevdim. Her defasında bir

sonrakine duyduğum sevgi bir öncekine

duyduğumdan çok daha şiddetli ve hırpani oldu.

Şimdi, bu satırları kaleme alırken, altıncının da

beşinciden daha şiddetli ve hırpani olacağını

bilmenin garip utancını, sevincini ve maalesef

kaygısını duyuyorum.

Bir de sana veda etmeden önce izah etmek

istediğim bazı şeyler var. Senin tarafından hep

yanlış anlaşıldım. Şimdi, bir kez olsun doğru,

olduğu gibi anlaşılmak istiyorum. Maddeler halinde

yazayım da daha anlaşılır olsun.

1) Ben sevdiğim insanlardan değil bizzat sevmek

eyleminin kendisinden haz alıyorum. Yani benim

hoşuma giden nesneler değil nesnelerin bana

hissettirdikleri, düşündürdükleri ve yaptırdıklarıdır.

2) Hırcın bir mizacım var, bunu değiştirmek

olanağından yoksunum. Özellikle de mutlu olunca

daha bir belirgin oluyor bendeki bu hırçınlık. Mutlu

olunca huyum suyum değişiyor. Beni mutlu edeni

kaybetmemek için çaresizce çırpınıp duruyorum.

Trajik olansa kaybetmemek için gösterdiğim bu

çabanın onu kaybetmemi hızlandırması.

3) Bu itiraftan çok sana bir eleştiri olacak. Benim

yaptığım hatalardan sen de en az benim kadar

sorumlusun. Yok yere her fırsatta damarıma

basarak tahammül sınırlarımı zorlamasan hiçbir

şey böyle olmazdı. Şımarık bir piç gibi

davranmaktan vazgeçmeliydin.

Aslında ikimize dair hiçbir şey benim olmasını

istediğim ya da hayal ettiğim gibi olmadı. Sonuçta

kontrolü hepten kaybettim ve bok gibi bir kış

geçirdik. Bu güne değin gördüğüm en orijinal

işkence fikriydi kayıp gittiğini seyretmek; günlerin,

haftaların, ayların arasından yüzünün. Neyse ki

bahar geldi sonra. Hep onu bekledim ben, kimse

bilmez bunu.

Velhasıl suflörün dili tutuldu, palyaço sahnede

kendini vurdu, oyuncak değilmiş elinde tuttuğu

tabanca, aldatmış hepimizi palyaço, derken

kapanıverdi perde…

Ne güzel oyundu şu bizim oynadığımız! Benim

hala gözümün önünden gitmeyen sahneler var.

Şimdi, zor da olsa, elveda, diyorum sana! Bakarsın

bütün kırgınlıkların geçtiği bir çağda, daha güzel bir

dünyada yine karşılaşırız. O mu acaba diye

düşünürüz önce. Sonra bir heyecan sarar her

yerimizi. Göz göze gelince gülümseriz birbirimize.

Biliriz ki unutulmuştur çoktan kötü olan ne varsa…

Son olarak, bilmeni isterim ki kırgın ya da kızgın

değilim sana. Bazı insanlar bazı insanlarla

geçinemez, hepsi bu. Aramızda olanı ya da

aramızda olmayanı daha fazla dramatize etmeye

gerek yok. Her şeye rağmen, bana bu tuhaf

heyecanları yaşattığın için sana çok teşekkür

ederim. Bil ki, birkaç satır da olsa içinde senin

isminin geçiyor olması daha bir anlamlı kıldı yaşam

öykümü.

NOT: Şaka yaptım!.. Ne vedası! Ne sonu! Bıçak

olsan boynum keskin tarafına susar Rapunzel.

Vazgeçmek, yılgınlık göstermek, ahdinden dönmek

yok. Sevmek sevgide ısrar etmektir, sevmek

sevilen her ne yaparsa yapsın bağışlamaktır,

sevmek ömrünü bir kapının açılmasına adamaktır,

bana sorarsan.



Bu yazı 260 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.