Haham kendini takip eden öfkeli kalabalığa aldırmadan suçu sabit görülmüş kadını iki Roma askeriyle birlikte surların dışına, tören için özel hazırlanmış alana götürüyordu. Kadın, otuzlu yaşlarda üstü başı yırtılmış, kaderine razı, kafası önde, gözler  bastığı toprağa sabitlenmiş, kollarından sıkı sıkıya tutan askerlerde olmasa toprağa kapaklanıverecek, kaderine küçük adımlarla yürüyordu. Yapmadığı bir suçtan ölüme gidiyordu, çok ağlamış defalarca yapmadığını söylese de ağzından çıkan her ses uzayda kaybolmuş, söylenmesi gereken her şeyi demiş, kelimeleri bitmiş ölümü kabulleniş suskunluğu olmuştu.

Şehrin küçük kapılarından birine varmışlardı, haham belli belirsiz baş hareketiyle nöbet tutan askere selamı verip duraksamadan hedefine doğru yürümeye devam etti.

Marangoz ilk kez bu şehre geliyordu. Küçük kapıya varmış birkaç adım sonra şehrin ruhunu teneffüs edebilecekti. Kapıdan çıkan büyük kalabalıkla yüz yüze gelince bu kapıyı tercih ettiği için pişman olmuştu. Kapıdan ilk çıkanların asker, kadın, haham olduğunu görünce pişmanlığının yersiz olduğu fark etti. Yine recm dedi kendi kendine…

Kadını surların dışında kafasına siyah bir torba geçirip yere çakılmış zincire kelepçelediler. Ahali hahamın konuşmasını bitirip elindeki kitabı kapamasını bekliyordu, sabır şuan için tanımadıkları bir yabancı oluvermişti.

Marangoz sabırdan bihaber ahaliyi görünce hızlı adımlarla yere sabitlenmiş kadının yanına geldi. Haham ve ahali ilk kez görmelerine rağmen marangozu tanımıştı, haham tek taşla iki kuş diye iç geçirdi, konuşmasının bitmesini beklemeden aceleyle taşları atabilirsiz anlamına gelen okuduğu kitabı kapatıverdi.

Marangoz iki elini havaya kaldırdı, ahaliye baktı… Ahali methini duydukları gizemli güçlerinin olduğu söylenen uzun boylu sakallı, namı marangoz ama marangozdan çok öğretmene benzeyen adamı kadının önünde görünce taşları ellerinden çıkarmaya cesaret edememişti.

‘Taşları atmayın demiyorum, atabilirsiniz ancak ilk taşı günahsız biri atmalı, ilk günahsız atsın sonra hepiniz atarsınız’ dedi.

Haham yerdeki taşa eğildi taşı aldı, ancak din adamı fiilen öldüremez kuralını hatırladı, ‘az daha marangozun tuzağına düşüyordum günahkar oluyordum’ dedi, taşı bıraktı. Hahamın taşı bıraktığını gören ahalide hahamı izlemiş, ellerini gevşetmiş taşların usulca parmaklarından kayıp düşmelerine bakmamışlardı bile. Kadın mucize eseri kurtulmuş, marangoz sadık bir mürit daha kazanmıştı.

İlk taşı günahkar olmayan atsın… Tam bir paradoks ya da ironi… Haham kötülediği yerin dibine soktuğu marangoza ilk taşı sen at dese, marangozun günahsız olduğunu kabul etmiş olacak kendisiyle çelişecekti, paradoks… Ahali ilk taşı sen at dese marangoza sanırım marangozun cevabı günahsız kul mu var olacaktı, ironi…

DİP NOT: Sezen Aksu’nun dile getirdiği gibi… Masum değiliz hiç birimiz…eller günahkar, diller günahkar… bir çağ yangını bu… bütün dünya günahkar…

 

TİGRİS



Bu yazı 812 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.