..:SİZDEN GELENLER:..

UNUTMAK ZOR

Yaşadığım o günleri unutmak zor.Bugünler hala o günler.Çünkü hala aynı günleri yaşıyorum.Anlaşılan ölene dek sürecek.Unutmak çok zor güven olmayınca.Kırgınlık,şaşkınlık,hüzün,beklenmedik duygular doldurdu yüreğimi.Her geçen gün küçüleceğine daha da büyüyor içimdeki şüpheler ve vesveselerle.Bildiklerimin büyüklüğü bilmediklerimin yanında çok mu küçük?bilmediğim çok daha kötü şeyler mi var endişesi,vesvesesi içimde büyüdükçe dar geliyor bu yürek bana.Bu dünya bu kainat dar geliyor.Nefes almak çok zor.Kader de bunları yaşamak da varmış.Şairin dediği gibi söyleyemem derdimi hiç kimseye.Yüreğime dolan tarifi imkansız derdi dışarı akıtmak mümkün mü acaba kimseyle paylaşmadan?Sanırım mümkün değil.Bir ara yeni bir başlangıç denedim herşeyi yutup unutmaya çalışarak.Biraz ferahladım sandım ama yanılmış kendimi kandırmışım.Çünkü bilmediklerimin endişesi var içimde ve hiç gitmiyor.Yalan var sağımda solumda heryerimde.Okadar inanmak güvenmek istiyorum ki verilen sözlere yeminlere,ama inanamıyor güvenemiyorum yalan geliyor her söz her yemin.Zor çok zor bu mücadele.Radikal bir karar almak mı lazım herşeyi silmek hayatımdan çıkarmak sıfırdan başlamak,bilmiyorum.Pişman olur muyum? yanlış mı yaparım? korkusu kaplıyor içimi o zaman da.Karar vermeden herşeyi zamana bırakmak ne kadar doğru onu bilmiyorum.Başa gelen felaketlere iyi ya da kötü tepki vermek mi yoksa beklemek mi doğru olan?onu da bilmiyorum.Yanlış yapmaktan korkduğum için beklemek bahanem.Bu da gösteriyor ki doğru hareket etsem de doğru olduğunu bilmemek yanlışsa endişesi duymak kaplamış içimi.Bu kavramı kaybetmek üzereyim.

GÖNDEREN: geçkaldımhayatavesana

*

SOĞUĞUN BETİMSEL RAHATLATMASI

Tekrar tekrar ve yavaş yavaş her saniyede biraz daha içime çekiyordum havanın rahatlatıcı düzeye erişmiş soğukluğunu. Biraz titititriyordum, bir üşüme sarıyordu bedenimi, havanın titreşim hareketlerine eşlik edercesine titreşiyordum bir sağa bir sola. Hasta olma ihtimaliyle karşı karşıya olsam da, biraz daha yanında duruyordum soğuğun, inatla. Her saniyesinden keyif alırcasına, her dakikasında biraz daha kızarırcasına. Ve sonunda burnumu hissedememecesine kadar, inatçı çocuklar gibi ayrılmıyordum yanından. Aptal bir tebessüm suratımı sardığında. Saçma düşünceler zihnimi sarıp sarmaladığında.

Çoğu insan sevmez yağmuru. Maskeleri akıp gidecek diye korkar suratından. Nü hissederler kendilerini yağmur damlaları etraflarını sardıkça. Bazısı ise – bkz. ben – tapar yağmura. Sadece çocukça bir hevestir belki. Ya da sadece yağmurun kokusunu duyma arzusu. Parmak uçlarında dolanırken yağmur damlaları, zinde hisseder kendini, bırakır her şeyi bir kenara. Sadece anın tadını çıkarır. Ardından gelen toprağın kokusu.. Çikolatadan sonra ikincil endorfin kaynağı olarak kullanılabilir. Rahatlatır düşünceleri. Aklın ücra köşelerine girer masaj yapar oralara, rahatlatır ruhunu. Ne kadar saçımın şeklini şekilsizliğe doğru götürsen de yağmur, seviliyorsun cancan.

İşte. Soğuğa karşı alerjisi olan bir şahsın trajikomeditasyona yakalanışı böyle bir şey olsa gerek. Fakat alerjik toksinlerden arındığım kanaatini getiriyorum. Zira artık hayvansal öksürüklerim aldı başını başka diyarlarda başka insanlara musallat oldu. Beter olsun! Sonbahar tam anlamıyla gelmiş olmasa da, sabahları zindeliğe ulaştıran buzzz gibi hava ve kulaklığımda yankılanan birkaç parça, beni kendime getiriyor. Sıra köşelerinde uyuklamak zorunda bırakmıyor en azından. Gözkapaklarıma çivi batırmışçasına açık kalmasına zorluyor. Soğuğu seviyorum ben. Yağmuru daha bir seviyorum ben. Bu durumda evsizler ne yapar, ne eder açıkcası hiç düşünmüyorum. Biraz bencillik bu yaptığım, biraz umursamazlık. Fakat düşünmediğimi fark ettiğim anda da bir vicdan azabı kaplıyor içimi. Susuyorum sonra, yağmurun tadını, soğuğun ürpertisini çekiyorum içime.

Miss.

GÖNDEREN: omege

*

 GIPTA

Gıpta ile seyrederim ben alemi

Gıpta ile seyreder alem beni

Bir sen bilirsin dertlerime çareyi

Ne olur, ne olur fazla bekletme

Günlere hasret geceyi

Sessizliğim su gibi derindir

Susadım susuzluğum sevgindir

Gönlüm adım gibi engindir

Ne olur, ne olur sel olda gel

İlacım gül kokan tenindir

GÖNDEREN: Engin UÇAR

*

GÖNDEREN: Ersin Altın

*

TEK KİŞİLİK AŞK

Yattığı yerden yağmur damlacıklarının sesini duyabiliyordu. Gözlerini cama dikti. Yağmur
damlacıkları önce cama çarpıyor sonra diğer damlalarla birleşip aşağı doğru kayıyordu.
Bunlar bile yalnız değildi. Hepsi bir başka damlayla birleşip yoluna devam ediyordu. “Ben
niye yalnızım peki ?”dedi. İsyan etmek istemiyordu. Günlerdir içindeki isyanı bastırmak için
odasından çıkmamış hatta bu yataktan kalkmamıştı bile.

20 yaşarında bir delikanlıydı Deniz. Üniversiteye gidiyordu. Okulda tanıştığı Naz kısa
sürede hayatının aşkı olurken, acı çekeceğini söyleseler inanmazdı. İnanacak durumda değildi.
Aşkın bir gün geldiği gibi ansızın çekip gidebileceğini bilemezdi. Hiç sebep yoktu ona
göre her şey gayet normal, hayatları çok mutluydu. Ne olmuştu da aşkı bir gün “Ben artık
yapamıyorum bitsin” demişti?

“Bitsin” “Bitsin” diye tekrarladı birkaç kere… Yutkundu. Boğazı Naz’ı gittiğinden bu
yana düğüm düğüm olmuştu. Midesine bir yumruk sokulmuş öylece kalmıştı. Kapının
açıldığını duydu. Üzerindeki yorganı başına çekti. Uyuyor gibi yapmak kimseyle konuşmak
istemiyordu. Gelen anacığı olsun isterdi. Başını dizlerine dayasa saçlarını pamuk elleriyle
okşasa “üzülme yavrum geçer” diyebilse… Ama gelen arkadaşıydı. Üniversiteyi kazandığı
zaman “yurtta arkadaşlarımla kalacağım” diye ısrarcı olduğunda anacığı çok ağlamıştı. Ama
Deniz dediğini yapmış, buraya yerleşmişti. Şimdi de gelenin annesi olduğu düşünü kurması
saçmaydı. Oda arkadaşıydı içeri giren…

“Deniz” diye seslendi birkaç kez ama yanıt alamayınca odadan çıktı. Neden kimse bir
şey sormuyordu? Neden aşk acısı nasıl geçer? Nasıl unutulur, anlatmıyordu? Ne yataktan
kalkmak, ne yemek, ne de su istiyordu. Kalbindeki aşk acısını sonuna kadar yaşamak bitmek,
tükenmek istedi. Kalkıp üzerine Naz’ın en sevdiği kazağı giydi. Yürüyecek hatta ayakta
duracak gücü bulamadı. Düşercesine yatağa attı kendini…
“ Dibe, en dibe inersem belki ayaklarını vurup yukarı çıkabilirim” dedi. Günlerdir
uykusuz gecelerde savrulan bedeni uykuya yenik düştü. Rüyasında Naz’ını gördü. Sanki hiç
ayrılmamışlardı. Naz hiç gitmemişti. Sarıldı, ipek saçlarını kokladı. Kokusu tüm hücrelerine
dolmuştu adeta… Ama gözleri açıldı birden, uyandı. İçindeki acı hafiflemişti. Yatağında
doğruldu. Kolları bomboştu. Onu sevmek için Naz’ın varlığına ihtiyacı yoktu. Sevmek buydu
işte… Umarsızca, beklenti olmadan uzaktan bile olsa sevmek. Tek kişilik aşk’tı bu…

GÖNDEREN: Nelliy İzbudak

*

Sizler de gönderilerinizi: Utopya E-Dergi “SİZDEN GELENLER” kuşağında görmek isterseniz gönderilerinizi rglavinya@gmail.com adresimize gönderebilirsiniz. Paylaşalım… Çoğalalaım 😉



Bu yazı 1176 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

  1. Lavinya Oz. dedi ki:

    Yürüyecek hatta ayakta
    duracak gücü bulamadı. Düşercesine yatağa attı kendini…
    “ Dibe, en dibe inersem belki ayaklarını vurup yukarı çıkabilirim” dedi.

    DEĞERLİ DOSTUM NELLY 🙂

    HARİKAYDI, BAYILDIM BU CÜMLEYE… KALEMİNE SAĞLIK 🙂 SEVGİYLE

  2. nelliy dedi ki:

    🙂 Teşekkürler canımcım:)

You must be logged in to post a comment.