Unutulmuş biri
tozla kaplanmış göz kapakları
kara bir köpeği var
tüysüz ve güçsüz
otursak bir şömine önünde onunla
kaybolsak sarı bir günlük sayfasında

Bilmem ne derdi olsam maşuk katili
Kaldırım kenarındaki akıntıda boğulmak isterdi belki

Ah! Bir kesebilseydim onun titrek dudaklarını
O da benim gevrek göz kapaklarımı

İşte şimdi kalabilirim sensiz
belki bensiz de

 

GÖNDEREN: lotrlegolas3

 

 

Steve kapı önde sürekli korna çalan okul servisine yetişebilmek için bir koştura koştura merdivenlerden indi. Dışarı çıktığında gözleri yolun kenarında olması gereken servisi aradı ama o yerinde yoktu. Kapatmadan çıktığı kapıdan koşarak tekrardan eve döndü. Babası kavatlısını bitirmiş işe gitmek için hazırlanıyordu. Babasına doğru yöneldi. Gözlerini tüm masumluğuyla süsledikten sonra bir bakış attı. ‘’Ne, yine mi? Olamaz Steve seni bu konuda kaç kez uyardım.’’ ‘’ Benim suçum yok Lucas, yine o lanet olası şoför sebep oldu buna. Her seferinde aynı şeyi yapıyor tam ben kapıyı açıyorum o gaza basıp uzaklaşıyor.’’ ‘’ Neyse neyse! Hadi sen garajın kapısını aç ben geliyorum.’’

Steve’nin sorumsuzlukları babasını aşırı derecede rahatsız etmeye başlamıştı. Lucas bazen oğlunu eşek sudan gelinceye kadar dövmek istiyordu. Ama her nedense bunu bir türlü yapamıyordu. Steve’ye her sinirlenişinde ölen eşinin son isteği aklına geliyordu.’’ Ona iyi bak, onun her zaman mutlu olmasını sağla Lucas.’’

Lucas, anılarla kucaklaşmaya başlamıştı ki; Steve’nin sesini duydu. ‘’Hadi ama zaten geç kaldım’’.Lucas suratını ekşitti. Daha gitmesi gereken bir okul ve iş yeri vardı. Ne olurdu sanki bu günü kendine ayırabilseydi. Eline kumandasını alıp yayıla yayıla oturup bir film izlese harika olurdu ama bunlar sadece hayallerinde gerçekleşebilecek şeylerdi. Oda bunun farkına vardı. Garajın yolunu tuttu. Garaja vardığında kapı açılmıştı. Steve somurtarak ağzının içinde bir şeyler geveliyordu. Okula vardığında öğretmeninden işiteceği azarı şimdiden hayal edebiliyordu. Arabaya bindiler ve yola çıktılar. Neyse ki bu saatlerde trafik yoktu. Bu sayede kolaylıkla okula ulaştılar. Yol boyu ikisi de ağızlarını açıp tek kelime etmemişlerdi. Arabanın okul kapısında durmasıyla Steve’nin kendini arabadan aşağı atması bir oldu. Oğlu gözden kaybolurken Lucas arkasından bağırıyordu.’’ Dikkatli ol! Steve.

Steve sınıfın kapısını korka korka açtı. Biliyordu ki; Bayan Linda ona bu hareketi birçok kez tekrar ettiği için fırça atacaktı. Başını içeri uzattığında Bayan Linda’nın dehşet verici bakışlarıyla karşı karşıya kaldı. ‘’Steve bu konuda seninle anlaştığımızı sanıyordum dedi. Bayan Linda. Daha ağzımı açıp tek bir açıklama bile yapamamışken elime bir kitap tutuşturdu. Bu kitabı iki gün içinde okumasını ve proje ödevi olarak hazırlamasını istedi. Ardına da ekledi. ‘’ iki günlük süren var Steve aksi halde bir daha dersime giremezsin.’’ Bayan Linda okulun en otoriter öğretmeniydi. Şu ana kadar dediklerinin hepsini yapmıştı. Steve’yi korkutanda buydu. O gün okul bitimine kadar bu kitabı nasıl okuyacağını düşündü durdu. Ömrü, hayatı boyunca bir kez olsun kitap yüzü açıp okumamış biri olarak bu kitabı nasıl okuyabilirdi. Bir yandan bu fikirle cebelleşiyor bir yandan da servis şoförüne küfrediyordu. Şoför biraz daha beklemiş olsaydı şimdi bu berbat ödevi hazırlamak zorunda kalmayacaktı. Son ders zaten çok sıkıcı gelmeye başlamıştı. Bir ara kitabın ilk sayfasını açtı ve okumaya başladı. Aslında okunabilir bir kitaptı. Vampirleri anlatıyor olması kitabı Steve için daha okunur hale getirmişti.

Biraz önce kara kara düşünen o karamsar çocuğun yerinde yeller esiyordu. Var gücüyle kitaba konsantre olmuştu. Bir yandan kitabı okuyor, bir yanda da vampirler hakkında teoriler üretiyordu. O kadar derin düşüncelere dalmıştı ki; onu her gün sevinçten havalara uçuran son ders zilini dahi duymamıştı. Sıra arkadaşın dürtüklemesiyle kendine geldi.’’ Bu gün burada kalmaya kararlısın sanırım Steve.’’ Arkadaşının bu mide bulandırıcı tavrı onu biraz olsun kendine getirdi. Servisine bindi eve gelen kadar başını kitaptan kaldırmadı. Servisten inip eve girdiği halde kedisinden bir açıklama bekleyen babasını dahi fark etmedi. Oturma odasındaki koltuklardan birine kuruldu. Gözlerini bir an dahi kırpmadan okumaya devam etti. Lucas bu duruma çok şaşırmıştı. Sabahki olaya kızgın olmasına rağmen oğlunu kitap okurken görmüş olması sabahki olayı unutmasını sağladı. Bu yüzden sabahki olaya dair tek kelime etmedi. O anki mutluluğu görülmeye değerdi. Koşar adımlarla mutfağa gitti. Bir bardağın içerisine doldurduğu meyve suyunu getirip oğlunun önündeki masaya bıraktı. Başka bir şey isteyip istemediğini sordu.

Steve ağzını açıp babasına tek bir kelime dahi etmedi. Lucas oradan ayrılıp odasına çıktı. Biraz kestirmeye karar verdi…

Uyandığında saat gece yarısına gelmişti. Susadığını ve acıktığını hissetti. Bir şeyler atıştırmak için aşağı indi. Steve’nin uyumadığını ve halen o kitabı okuduğunu gördü. Gözleri fal taşı gibi açıldı. Uykulu olduğu için gözlerinin ona oyun oynadığını zannetti. Elleriyle gözlerini ovdu ama bunlar gerçekti. Steve uyumamıştı. Saatlerdir o kitabı okuyordu. Gerçektende bu kitabın ne anlattığını merak etti. Tahta merdivenleri gıcırdatmadan aşağı indi. Steve’nin yanına kadar geldi.’’ O kitap ne anlatıyor Steve’’ dedi.’’ Git başımdan Lucas yetiştirmem gereken bir ödevim var.’’diye tersledi Steve.

Lucas itiraz edemedi. Arkasını döndü, mutfağa gitti. Biraz atıştırdıktan sonra meraklı gözlerle oğlunu süzdü. Onu hiçbir zaman bu kadar odaklanmış bir halde görmemişti. Şaşkındı. Ne kadar şaşkın da olsa oğlunu böyle görmesi onu mutlu ediyordu. Tekrardan tahta merdivenlerden bu kez daha dikkatli bir şekilde yukarı çıktı. Steve sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kitabı bitirmişti. Dört yüz yetmiş altı sayfalık kitabı tek gecede hiç etmişti. Uykusuz kalmıştı ama bu kitap gerçektende uykusuz kalmasına değmişti.

Neyse ki o gün cumartesiydi. Bunun anlamı okul tatil demekti. Kitap biter bitmez uyumaya başladı. O gün akşama kadar uyudu. Uyandığında hava kararmaya başlamıştı. Açlıktan ölmek üzereydi. Mutfağa koştu ne bulduysa ağzına sokuşturdu. Karnını tıka basa doyurdu. Odasına çıktı. Bilgisayarını açtı. Vampirler hakkındaki efsaneleri araştırmaya başladı. Kitap onu çok etkilemişti. Yaşadıklarına dair buluntular bulmayı umut ederek internetteki tüm sayfaları gezindi. Açtığı her sayfada aşağı yukarı aynı şeyler yazıyordu. Sürekli aynı şeyleri okumaktan sıkıldı. Tüm internet sayfalarında onların sadece hayali varlıklar olduğu yazılıydı. Steve ise onların gerçekte var olduğuna inanıyordu. Bir an gözüne bir oduncu ailesinin ormanda kayboluşunu ve dramatik bir şekilde ölü bulunuşunu anlatan bir hikâye çarptı. Hızla okumaya başladı. Olaylar çok gerçekçiydi. Hikâyeyi anlatan kişi ailenin en küçük üyesi olan Safira’ydı. Bu varlıkların gerçekte var olduklarını bunu kendisine ulaşan herkese ispatlayacağına dair bir not bırakmıştı hikâyenin altına. Adresi, telefon numarası ve buna benze kişisel bilgileri de bu notun içinde yer alıyordu. Steve macerayı seven bir çocuktu. Ne olur ne olmaz diye bu adresi bir kâğıda not etti.

Bir ara düşündü de bitirmesi gereken bir ödevi vardı. Kitabı okumuştu ama hala proje ödevini hazırlamış değildi. Bu gün hazırlayamazdı. Saat çok geç olmuştu. Yarın rahat bir kafayla bu ödevi bitiririm diye iç geçirdi. Şimdi yatma vakti diyerek bilgisayarını kapadı. Darmadağın olan yatağının üzerine kendini bir yaprak misali bıraktı. Bir kere yukarı doğru yaylandıktan sonra iyice yatağa yerleşti. Hemencecik uykuya daldı. Beyni çok yorgun düşmüştü.

Gözlerini açtığında sabah olmuştu. Hatta gün öyle vaktine yaklaşmıştı. Güneş daha tam olarak tepe noktasına yerleşmemişti. Sonra aşağı yemek yemek için merdivenlerden inmeye başladı. Merdivenleri daha inmemişti ki burnuna enfes yemek kokuları gelmeye başladı.  Aşağıya kadar merdivenlerden kayarak indi. Mutfağa vardığında babasının yarattığı harikalarla karşı karşıya kaldı. Hemen yemeye başladı. Lucas da ona eşlik etti. Hiçbir şey söylemeden sadece yüzlerinde ki o hafif tebessümlerle anlaşıyorlar gibi görünüyordu. Yemek bittiğinde Steve bu güzel yemek için Lucas’a teşekkür etti ve dışarı çıktı. Bir planı vardı ve bu planı gerçekleştirmek için yeterli parasının olup olmadığını öğrenmek üzere bankaya gitti. Hesabını kontrol ettirdi. Duyduğu rakam karşısında şok olmuştu. Beş yıldır hesabında biriktirdiği para dudak uçuklatan cinstendi. Hemen eve döndü ve babasına çaktırmadan bir seyahat bavulu hazırladı. Zaten okul umurunda değildi. Babasına bir not bırakarak o gece evden ayrıldı. Hava alanına vardı ve Alaska’ya bir uçak bileti aldı. Sabaha orda olacaktı. Zaten uçağı kalkmak üzereydi. Hemen uçağına atladı. İçinde bir şeyler kımıldamaya başlamıştı. Aslında bu kadar yolu boşuna gelmiş olursa gerçekten çok üzülürdü. Hem Lucas onu hayatı boyunca affetmeyecekti. Derin derin düşünürken uykuya daldı.

(DEVAM EDECEK)

 GÖNDEREN: deli meli

 

Cevabı olmayan sorulardır insanı asıl karanlığa sürükleyen.Ya da cevabı verilmeyen…..
Beklersiniz içinizde küçücük bir umutla. Dersiniz ya : “Olacağı yoksa biter bu umutlarda” öyle değil işte , günden güne tükenen siz olursunuz umutlar değil. Sessizleşirsiniz sonra.Suskunluğunuzla konuşursunuz hergün,her saat , her saniye, belkide umutlarınızla. Kimileri içine kapandı der, siz olgunlaştım dersiniz. Kapatırsınız sonra kapıları oysa hep eksik bir şeyler vardır ; yara almış bir savaşçı olarak dönersiniz kendi derinliklerinize. Kapatırken geçmişin kapılarını belki daha güçlüsünüzdür. Daha güçlü fakat daha eksik…

GÖNDEREN: FİRDEVS

 

 

GÖNDEREN: ERSİN ALTIN

GÖNDEREN: SEZER KORAL

 

 Sizler de gönderilerinizi: Utopya E-Dergi “SİZDEN GELENLER” kuşağında görmek isterseniz gönderilerinizi rglavinya@gmail.com adresimize gönderebilirsiniz. Paylaşalım… Çoğalalım…


Etiketler:

Bu yazı 1646 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.