Rüzgar Çekil Aramızdan Yoksa Düşürdüğün Yaprakların Bir Gün Ahı Tutacak Olma İhtimalini Büyütürüm Yüreğimde. Suskun Geveze ( Düşbaz ) / Kasım 2011
Bu ara rüzgârın dilinden anlıyorum
Gündüz nefes nefese konuşurken
Akşam cümlelerini özenle seçiyor
Gece vakti küçük harflerle esiyor
Aşk cümleleri çözülürken kursağımdan
Pencereme usulca tıklarken görüyorum
Camı aralamamla yatağımıza kıvrılıyor
Kalk oranın sahibi var diyecek oluyorum
Ama gözlerini kapatmış oluyor kıyamıyoruz
Sonra sen ikimizin arasına kıvrılıp uyuyorsun
Gözlerini kapatmanla mücadelemiz başlıyor
Birbirimizle yarışırken huzurunda uyuyoruz
Beni öteye ittiğinden olsa bir ara uyanıyorum
Onu usulca saçlarına dokunurken yakalıyorum
Kıskançlıktan kıyameti kopartacak oluyorum da
Yüzünü saçlarına gömüp daha sıkı sarılıyor sana
Seni uyandırmaktan korkup avaz avaza susuyorum
Bu defa sana kim büyük sarılacak diye didişiyoruz
Ben onu bulutlara şikâyet etmekle tehdit ediyorum
O ise seni uyandırıp suçu da benim üzerime atmakla
Seni uyandırmaktan korkup nefesimi düğümlüyorum
Kıs kıs gülümseyip beni büyük bir keyifle sinir ediyor
Sabah olduğunda iki elim iki yakanda olacak diyorum
Ben bu güzelliği yaşayım da sabaha aşkımız büyük diyor
Aşkı karıştırma kafana bulut geçiririm diye sinirleniyorum
Var mıdır ki yeryüzünde bu güzelliğe aşk beslemeyen diyor
Sabır dileyip Allahtan camı açan ellerimle kendimi tokatlıyorum
Ses yapma uyanacak diyor yeter be diye boğazına yapışıyorum
Pencereye doluşuyor yıldızlar yapraklar martılar ve daha niceleri
Bu mücadelenin galibi için kendi aralarında iddiaya tutuşuyorlar
Uyanacak gibi oluyorsun ellerim rüzgârın boğazından çözülüyor
O da anında kulağına dalga seslerini üfleyip uykunu böldürmüyor
Ben yine onu kıskanırken bir yandan da minnet duyuyorum ona
Sonra dudaklarının kıvrımından huzurlu bir tebessüm akıtıyorsun
O an rüzgârla göz göze gelip hızla ilk önce ben sarılıyorum sana
Rüzgâr bir hışımla pencereden çıkıp hiddetleniyor geceye doğru
Ne yağmur dindirebiliyor öfkesini nede bulutların gücü yetiyor
Yıldızlar korkudan gökyüzünden kendilerini boşluğa savuruyor
Gece korkuyor penceremize de yağmurla karışık yıldız yağıyor
Bir yaprak korkudan tir tir titreyerek kendisini odamıza atıyor
Gece lambasının loş ışığı bile odanın dip köşesine saklanıyor
Kayalıkları döven dalgaların sesini yatağımızdan duyuluyor
Gemilerin günahı ne bari onları rahat bırak diyorum içimden
Balıkların feryadına kulak tıkasam bile duymamak ne mümkün
Ben tabiatın haline yanarken sen kollarımda huzursuzca dönüyorsun
Uyanacak olman korkusu bütün tabiatın başına gelenleri unutturuyor
Tabiata ise kendi derdini bırakıp uyanmaman için duaya tutuşuyor
Uyanacak olma ihtimalin bile rüzgârı uysallaştırıp sencileştiriyor
Neyse ki uyanmıyorsun da hepimiz huzurlu bir nefes alıyoruz
Rüzgâr avucunda bulutlarla özür için penceremize geliyor
Bu defa camı açmıyorum özrünü de kabul etmiyorum
Buruk bir halde bir tutam bulutu pencereye bırakıyor
Yanına da bir çift yıldız iliştirip günaydın deyip gidiyor
Sen gözlerini açtığında aşkım yağmur diye gülümsüyorsun
Ben gece baya yağdı deyip rüzgârın hallerine değinmiyorum
Bahçeye çıktığında yaprakların hallerini görüp üzülüyorsun
Ben rüzgâr yoktu hangi ara düştü deyip rüzgârı ele vermiyorum
O ara saçların havalanıyor rüzgârın teşekkürü de bana böyle oluyor
Rüzgâr yine yaptı yapacağını deyip sana sarılıyorum ona göz kırparak…
Bu aralar rüzgârla pek anlaşamıyoruz
Senin için sürekli bir yarış var aramızda
Kimi zaman o kazanıyor çoğu zaman ben
Ne kadar sevse de seni benim kadar olamıyor

You must be logged in to post a comment.