Adamla kadın aynı mahallenin çocuklarıydı
Kadın adamın çocukluk aşkıydı
Gözünden bile sakındığıydı
Yegâne sığınağıydı
Kadın adamın yürek yarasıydı
Kadın adamın sevdasıydı
Adam kadını çok sevmişti
Kadın adamın gözlerinden akan bir ırmaktı
Kadın adamın her bir zerresiydi
Ve hep öyle kalmaya yeminliydi
Ama günün birinde kadının annesi ölmüş
Babası da evlerini çok uzaklara taşımıştı
Kadın zamansızca çekip gitmiş
Evcilik oyununu amansızca yarıda bırakmıştı
Adam bir başına kalmıştı
Henüz yaşı 11 di
İçindeki acı tarifsizdi
Bayramlığı yırtılmışçasına
Misketleri dağılmışçasına
Oyunlardan kovulmuşçasına
Buruk ve ağlamaklıydı
Sadece bir defa böyle canı yanmıştı
Bir keresinde tek kale maç yaparken
Aşağı bakkalın camını kırmıştı
Babası topunu yırtmıştı
Kramponunu yakmıştı
Bir tokat atmıştı
Canı acımıştı
Ama şimdi daha çok canı acıyordu
Ne bir top nede bir çift krampon
Hafifletebilirdi acısını
Henüz yaşı 11 di
Hayat denen tiyatronun ilk peresinde
Kaçmak istemişti sahnesinden
Yorgan altında çok ağlamıştı
Bazı gecelerde yıldız taşlamıştı
Pencere kenarında çok sabahlamıştı
Küçük adımlar atmıştı
Bilmediği uzak diyarlara
Hangi buluta sığınsa
Yağmurlarda kovulmuş
Hangi rüzgâra sığınsa
Yapraklarla savrulmuş
Hangi yıldıza sığınsa
Sabah yapayalnız kalmıştı
Henüz yaşı 11 di
Kadın onun sevdiğiydi
Ve çekip gidendi
O günden sonra
Hiç kimseyle oynamamıştı
Evcilik oyununu
O günden sonra küsmüştü yarınlara
Nefret eder olmuştu gitmelerden
Ve birde gidenlerden
Bir kadın hariç
Çünkü kadın adamın sevdiğiydi
Zaman asice aldı başının yürüdü
Hayat ırmakları aktı
Adam yarınlarla barıştı
Yıllar akan nehirlere karıştı
Adamın yaşı aldı yürüdü
Parlak yüzünü sakallar bürüdü
Babasının yırttığı topu çürüdü
Ve az birazda değişti
Ama hala kadın adamın sevdiğiydi
Bir türlü unutamadığıydı
Adam belki bir gün kavuşma umudunu
Yüreğinde büyütmekteydi her geçen gün
Düşler kurardı her gece başı yastığa düşürünce
Akşam iş dönüşü kadın adamı beklerdi evde
Adım kapıyı açan kadını kucaklardı
Hasretlikle sımsıkı sarılırdı
Kadın mutfağa geçer
Adam buzdolabına yaslanıp kadını izlerdi
Adam düş kurmaktan hiç pes etmedi
Durakta bekler gelen otobüse binerdi
Mutlaka kadında olurdu o otobüste
Adam geçip kadının yanına otururdu
Yol boyunca hiç bırakmazdı kadının ellerini
Kadın pencereden dışarı seyreder
Adamsa son durağa kadar kadını izlerdi
Ta ki omzuna dokununca yabancı bir el
İçi ürperip düşü yarıda kesilinceye dek
Her düş sonrasında gözleri yaşarırdı
Bazen hıçkırıklarla ağlardı
Yinede pes etmezdi düş kurmaktan
Yinede vazgeçmezdi kadını düşlemekten
Mart ayı kadının gittiği aydı
Adam sevmezdi mart aylarını
Evde duramaz dört duvar boğardı
Çıksa balkona bütün şehir üstüne gelirdi
Adam mart ayı boyunca deniz fenerinde sabahlardı
Ufuk çizgisinden hiç ayırmazdı gözlerini
Yaktığı her sigaranın ardından ağlamaklı gülerdi
Kadın bu halimi görse ne kadar kızardı diye
Kadının yerine kızardı kendine
Öfkelice azarlardı kendini
Bırak artık şu mereti diye
Adam mart ayının on birinci gecesi
Yine bir deniz feneri dönüşünde
İşlek bir caddede
Yürürken başı önde
Yine kadınlı bir düş kurmuştu
Bu defa bir iskelede oturmuşlardı
Kadın gökyüzünden kendine bir yıldız seçiyor
İşte diyordu benim yıldızım
Adamsa kadının gözlerini gösteriyordu
İşte diyordu benim yıldızım
Kadın durgun denizi dalgalandırırcasına gülüyor
Adamın yüreği mutluluktan o dalgalarda sekiyordu
Adam uzanıp kadının dudaklarına dokunacakken
Mart ayının yorgunluğunu taşıyan omuzu
Hafiften bir omuzla çarpıştı
Düşü tuzla buz olup dağıldı
Adam öfkelice başını kaldırdı
Karşısındaki önüne baksana diyen yabancıya bakındı
Yabancının gözleri gözleriyle çakıştığında şaşırdı
İlk görüşte onu tanıdı
Zamanın kanı damarlarından çekildi
Dünya ağır ritimde dönmekteydi
O kalabalıkta yalnızlaştılar ikisi
Dalından düşen yaprak
Gökten düşen birkaç damla yağmur
Havada asılı kaldı öylece
Şehrin gürültüsü sus pus oldu
Ve gözlerinde evcilik oyunu canlandı
Sol yanı derinden sızladı
Yorgun yüreği şiddetlice titredi
Adam kadına içtenlikle gülümsedi
Kadın adama öfkelice bakmaktaydı
Kadın artık sokakta yürünmüyor diye sitem etti
Sonra sinirlice arkasını dönüp gitti
Adam kadının ardından baka kaldı
Yüreğinin ritmi hızlandıkça hızlandı
Soluk alışları sıklaştı
Kadının rüzgârda dağılan saçları
Teninin kokusu adamı esir etti
Adım atacak oldu ayakları izin vermedi
Ama heyecanı ayaklarındaki zinciri kırdı
Adam koşar adım kadının yanına gitti
Ellerini uzatıp hafiften omzuna dokundu
Teni tenine değdiğinde yüreği titredi
Kadın arkasını dönüp adama baktı
Adam yine hafiften gülümsedi
Kadın yine öfkelendi
Keskin yüz hatları belirginleşti
Tam adamı itmeye çalışacakken
Adam kadına sordu
Beni hatırladın mı
Kadın derince bir nefes aldı
Kadının öfkesi usulca geçti
Soğuk bir ifadeyle hayır dedi
Ama adamın gözleri kadına tanıdık geldi
Adam boğazındaki pası silip kadına Seyduna dedi
Kadın şaşırdı
Kadın sustu
Kadın uzaklara daldı
Yüreğini bir telaş sardı
Gözlerinde evcilik oyunu canlandı
Kadının dudaklarından bir söz firar etti
Şahrut…
Bunlar evcilik günlerinden kalma isimleriydi
Adamla kadının elma çalmak için girdiği bahçenin sahibi
Huysuz ve aksi bildikleri yabancı ihtiyar
Bir gün adamı elma ağacının tepesinde yakalamış
Kadın korkudan olduğu yerde kıpırdamadan ağlamıştı
Kadının ağladığını gören adam
Telaşlıca kendini ağaçtan aşağıya atmıştı
Adamın dizi yerdeki bir taşa çırpmıştı
Hafiften kanamış ve canı yanmıştı
Adam acısını unutup sekerek kadına koşmuştu
Kadına sımsıkı sarılıp ağlama demişti
Bunu gören ihtiyar olduğu yerde buz kesmişti
Yaklaşıp yanlarına şefkatle ikisini içeri buyur etmişti
Adama sende Şahrut’u gördüm demişti
Öylece anlatmıştı Seyduna’yla Şahrut’un hikayesini
Onların sevdasıdır sevdaların en büyüğü demişti
Ve yolcularken kadınla adamı
Arkalarından el sallayarak bir gün demişti
Ayrılsanız dahi bir okyanusta buluşacaksınız
O günden sonra kadın adama Şahrut
Adam kadına Seyduna der olmuştu
Ta ki evcilik oyunları yarıda kalana dek
Bir gün büyükçe bir çocuk kadına
Alay edercesine Seyduna diyecek olmuştu da
Adam çocuğun yaşına bakmaksızın
Kaptığı gibi taşı yarmıştı kafasını
Babasından bir araba dolusu dayak yemişti de
Bana mısın dememişti
Ne canı acımıştı
Nede gözlerinden bir damla yaş akmıştı
O gün kadın söz vermişti
Adamı bir ömür boyu sevecekti
O gün adam söz vermişti
Kadını bir ömür boyu sevecekti
Şimdi ihtiyarın dediği çıkmış
Hayat okyanusunda buluşmuşlardı
Adamın heyecanına bakılacak olunursa kavuşmuşlardı
Uzayan sessizliği bir haykırış bozdu
Seslenen ufakça bir çocuktu
Küçük adımlarla kadına sokuldu
Seslendi anne diye
Adamın nefesi boğazına dizildi
Adam afalladı adam sarsıldı
Bir dağ dinamitle şiddetlice patlatıp
Adamın yorgun omuzlarına yıkıldı
Kadınınsa boğazına düğümlendi kelimeler
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü
Bunu gören adamın yüreği ufalandı
Adam dişlerini dudağına geçirip sustu
Kadının gözlerinden yaşlar süzülmekteydi
Adama dünyalar dar gelmekteydi
Çocuk neden ağlıyorsun anne diye sordu
Kadın hiç bir şey demedi
Çocuğu kucaklayarak sımsıkı sarıldı
Gözlerinden yaşlar süzülmekteydi
Adamın ruhu bedenden çözülmekteydi
Uzaktan bir yabancı yaklaşmaktaydı
Kadın gözlerinin yaşını sildi
Hızlı adımlarla adamın yanından yürüdü
Yabancıyla birkaç kelime konuşup uzaklaştı
Tam gözden kaybolacakken yabancı kadının elini tuttu
Adam gökyüzünden bir yıldız söküp kalbine sapladı
Gözleri kan akıtacak denli ağlamaktaydı
Adam bir yıldız daha söküp kalbine sapladı
Ruhu bedeninde yaprak gibi titremekteydi
Adam yıldızların hepsini söküp kalbine sapladı
Uzaklarda bir kuş çığlık attı
Adam kalbine saplanmış milyonlarca yıldızla
Ve gözlerinden taşan yağmurlarla koşmaya başladı
Sağa sola çarptıkça daha hızlı adımlarla koştu
Deniz fenerine geldiğinde nefesi ciğerlerine yetmiyordu
Az biraz sonra fark etti ki deniz feneri yanmıyordu
Dizlerinin üzerine çöküp ruhunu vurdu kayalıklara
Kadın tamda kavuştuk denilirken yine çekip gitmişti
Hem de başkasının yâri olmuş bir biçimde
Adam yine küsmüştü yarınlara
Kadın yine çekip gitmiş
Adam nefret eder olmuştu gitmelerden
Ve birde gidenlerden
Bir kadın hariç
Çünkü her şeye rağmen
Kadın adamın sevdiğiydi
Ve bir ömür seveceğiydi
Acıdan bir türkü doladı diline
Usul usul mırıldandı geceye doğru
Adamın gözyaşı yağmurları
Koca denizi taşırdı
Titreyen elleriyle bir sigara yaktı
Gece onu buyur ederce önüne serildi
Adam yüreğinden yıldız düşürerek geceye yürüdü
Karıştı gecenin uçsuz bucaksız boşluğuna
Gecenin karasında kayboldu gözlerden
Uzaklarda bir kuş acı acı çığlık attı…

Başlangıç:03.11.2004 / Bitiş:26.03.2012

Ali ÖCAL

https://twitter.com/yildizagaci



Bu yazı 36989 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.