Küçük yaştan beri, aldığım her kurşun kalemin arkasını da açarım ve hep o arka kısmıyla yazar, çizerim. Hala karikatürlerimin taslağını kurşun kalemimin arkasını açıp da çizerim. Bunları ön kısmıyla yapmaktan nefret ederim, herkes öyle yaptığı için galiba. Bir nevi marjinal olma çabası diye düşünen çok oldu fakat hiç çaba göstermiyorum, gerçekten içimden gelerek yapıyorum. ‘Ben zaten farklıyım’ demek istediğimi düşünürler bunu dedikten sonra, hayır öyle de demek istemem. Demek istediğim zaman söylüyorum zaten, dilim var Allah’a şükür… Sanırım insanların ne düşündüğü konusunda biraz fazla mesai yapıyorum. Tamam, insanların ne düşündüklerini merak ediyorum ama umurum, merakımla zıt kutuplarda yaşıyor. İnsanların ne düşündüğünü bilme ve hiçbirisiyle alakadar olmama hastalığı bana doğuştan bahşedilmiş olsa gerek. Ha bir de zıt düşünme var. İnsanların hiç düşünmeden, çok kararlı bir şekilde verdikleri kararın ben tam zıddını düşünüyorum fakat burada bir kasıt yok, yani sırf onlara inat olsun diye değil. Tam aksine, genellikle önce ben düşünüp tartıp kararımı veriyorum sonra insanların fikrini öğreniyorum ve bakıyorum ki tam aksiymiş. Belki de bu yüzden pek kimseyle anlaşamam. Asla da anlaşamayacağımı sanırdım, umurum ılımlı olmaya başlamasaydı…
Ben bir karikatüristim ve karikatüristlerin cephanesi hayal güçleri, kalemleri ve boyalarıdır. Geliri de odur, gideri de o. Zevkidir aslında mesleği. Yani okul okuyarak, torpille, canın istemesiyle ya da parayla karikatürist olunmaz. Yetenek, istek ve bağlılık gerekir. Hoşuna gitmeyen diğer mesleklere girip çokça para kazanmaktansa hoşuna giden bir meslek yapmak… Hayali para olmayan herhangi bir insanın hayali işte. Fakat hiçbir hayal, hayal edildiği haliyle gerçek olmaz. Kimi zaman ufak tefek, kimi zamansa köklü farklılıklarla gerçekleşir. Kimse hayallerinde aksiliklere yeterince yer vermediğinden belki de. Benim hayallerim de bu nedenden ötürü tam olarak gerçekleşmedi. Yani hangi insan, kimseyle anlaşamadığı fikrini hayaline alır ki.? Kimseyle, hiç kimseyle; sevdiğiyle bile… Sevdiğim derken yalnızca sevdiğim, yani sevmek fiilini gerçekleştirdiğim kişi, herhangi bir geri dönüş olmayan… Off platonik demek çok zor geliyor.
Karikatürist, çizdiği karakterin ruh haline girebilmelidir. Balonsuz karikatürlerin zorluğu da bundandır; susarak anlatabilmek, aşık olmak kadar zor. Ben kolayı seçerim genelde, karikatürlerim hep balonludur. Kolayı seçerim derken, zordan kaçmaktan dolayı değil bu seçim. Oradaki ruha daha yoğun bir şekilde odaklanabildiğimden, işimi iyi yapmak istemekten ötürü yani. İyi de yapıyorum ayıptır söylemesi. Bunu söyleyebiliyorum çünkü bir keresinde karakterimle birlikte ağlamıştım. Karikatüre çok değer veriyorum, bu yüzden insanların bana saygı duymaması çok da umurumda değil fakat karikatürü aşağılamaları çok zoruma gider.
Ailemdekiler, doğru düzgün bir işim olmamasından ötürü beni ayıplarlar. Akrabalarımın suratında ufak da olsa hep bir istihza. Umurumda mı? Halamın çocukları beni her gördüklerinde ‘Resim defteri alalım mı sana, he? hehehehe’ dercesine bakıyorlar. Vehim değil kesinlikle, bir keresinde misafirliğe geldiklerinde odamda çalışıyordum. Yan odada oturmuş etimi kemiriyorlardı, ben de kulak misafiri olmuştum. ‘Gidip resim defteri alıp verelim, he? hehe’ deyip hunharca gülüyorlardı. Ulan insan kikirder be… O istihza dolu bakışlardan sonra da hep bu cümle yankılanıyordu kulaklarımda. Sivri ve sarı dişli, yağlı saçlı, uzun tırnaklı, sarkık suratlı, salyalı ve melül bakışlı karikatürlerini çizdim sinirden. Pek benzetemedim, üzerinde durmadığımdan. Sonra rahatsız oldum benzetemediğim için ve benzetmek için kolları sıvadım. Gözümün önüne yüzlerini getirdim, karikatürize edip kalemi aldım elime. Yüz hatlarını abarttım, bedenlerindeki ufak farklılıkları onlara büyüteç tutulmuşçasına gün yüzüne serdim. İlk defa pek haz etmediğim kişilerin karikatürünü çiziyordum. İşi bitirdim, eserime bakıp tebessüm ettim. Her sanatçının, eserinde kendi neslini görmesinin verdiği durdurulamaz bir tebessüm… Her eser insanın yüreğine böyle bir sıcaklık verirdi. Tabii ya!!! Anlaşamadığım insanların karikatürlerini yapacaktım, böylece onların da ruh hallerine girebilecek ve onları anlayacaktım. Böylece sevdiğimle de anlaşabilirdim. Allah’ım inşallah, inşallah… Kendi fikrim olarak sunmak isterdim bu fikri, ki zaten öyleymiş gibi de yaptım ama bir kitapta okumuştum bunu, yazar da benim gibiydi. Anlaşamadığı kişiler üzerine öyküler yazarak onları anlamanın yolunu bulmuştu. İşte kitaplar böyle, okunan her kitap yeni doğmuş bir dede…
Deney faresi olarak halamın çocuklarını seçtim. Eserime duyduğum sıcaklığa ruh da katmalıydım. Bu yüzden karikatürüme baloncuk ve konuşmalar eklemeliydim. Baloncuğa ‘Gidip resim defteri alıp verelim, he? hehe’ yazısını eklemeden önce o ruha girebilmem gerekiyordu. ‘Bir insan bunu nasıl söyleyebilir ki, bu ruha nasıl girebilirim ben?’ diye düşünürken odama bütün vızıltısıyla yolunu şaşırmış bir bal arısı girdi. Büyük bir zelzele olmuştu sanki, etrafı yıkarcasına öyle bir kaçma çabası içerisindeydim ki, herkes böyle sanabilirdi. Arılarla aram iyi değildir pek; Arı Maya’yı bile izlemezdim, ismen bir tanışıklığımız var o kadar, balı bile üfleyerek yerim… Ama yerim kelimesinin hakkını veririm yani, ayıptır söylemesi ayı gibi. Garibanlar demeye dilim varmayan o arkası iğneli canavarlar çalışıyor, çabalıyor; biz peteğinden bile haberimiz olmadan götürüyoruz. Yani petek… ayı… arı… A-ha! Bir arı milyonlarca çiçek gezer, petek gibi bir sanat harikasının içine bal gibi bir varlık harikasını koyar. Ayılar da bunların tamamından habersiz malı götürürler… Tabii ya. Kendimi net bir şekilde ayı gibi hissettim, bu biraz ağır geldi ama örnekteki arı ben, ayı da onlar olduğu için biraz teselli oldum. Ruha da girmeyi başardım… Sanırım onları biraz biraz anlamaya başlıyordum. İdrakim bu anlayışı tattıktan sonra yüreğime bir nur düştüğünü hissettim. Bu bir karikatürden insan yapmak gibi değildi, insandan karikatür yapmaktı. Yalnızca kendi bildiğin tohumları ekmekten başka bir şey, yeni tohumlar ekmeyi öğrenmek ve bu riske girmekti. Bilinçli olarak birilerini anlamaya çalışmanın çok büyük bir zevk ve nimet olduğunu kavrıyordum. Bir kişiyi anlamadan önce tırtılsa insan, anlama aşamasında kozaya girer, anladığında kelebek olurmuş, anladım. Kendimi o kadar değişmiş hissediyordum ki, karikatürüme bakıp ‘Gidip resim defteri alıp verelim, he? hehe’ esprisine gülüyordum.
Onlarla ilk karşılaşmamızda gülümsememi tutamadım ve bu onlara çok samimi gelmiş olacak ki muhabbete daldık. Tüm gece, uzun zamandır görüşmeyen sıkı dostlar gibi konuştuk ve yeni tanışmışızcasına kaynaşmaya başladık. Bu halin tadını aldıktan sonra, damağımda kaldığını hissettim ve eski halimden nedim oldum. Aklıma sevdiğim geldi, ekspres bir şekilde. Onun da karikatürünü yapmalıydım, onun da ruhunu bilmeliydim ve onun da muhabbetine erebilmeliydim. Kitapta yazarın anlattığı gibi yapabileceğimi düşündüm. O da sevdiğine bir öykü yazıyordu ve kurgunun sonunda da yazar ilan-ı aşk ediyordu. Böylece hem sevdiğini aklı ve kalbiyle bilmiş oluyor hem de sevdiğini söylemiş oluyordu. Ben de yazardan biraz esinlenmeliydim.
Elime kalemimi aldım, sevdiğimi gözümün önüne getirdim fakat ellerim terlemeye başladı benimle birlikte. Bir cinayet dosyasını aralıyordum sanki. Ellerimi sildim, kendimi toparladım ve kafamı işime verip yoğunlaştım.
Sevdiğimi gözümün önüne getirir getirmez suratımın frenleri patladı, anlamsız gülümsemelerimi durduramıyordum. Yeteri kadar düşünüp hayalimde karikatürize edince gözlerimi açtım. Onu çizmeye başladım. Fakat yaptıklarım kesinlikle ona benzemiyordu ya da beni onun yüzünden başkası tatmin etmiyordu. Ben de onu, arkası dönük olarak çizmeye karar verdim. Bu bir diyalog olacaktı, karşısındaki de ben olacaktım. Konuşmayı da tasarladım, bir kısa öykü şeklinde olacaktı. Yüzünü kullanamadığım için diğerlerindeki sıcaklığı ve ruhu yakalayamazsam diye korkuyordum fakat onunla diyalogda olmak fikri, o ruhu misliyle karşılıyordu. Konuşmayı tamamlayıp boyamaya geçtim. O saçlarını okşar gibi tel tel boyadım. Kıyafetlerinin ütülü gibi durmasına özen göstererek boyadım. Bittiğinde onu zarfa koydum ve sevdiğimin adresine gidip onun posta kutusuna bıraktım.
Kaburgalarımı tekmeleyen bir küçük misafir vardı sanki, yüreğim taklalar atıyordu. Heyecandan oradan koşarak uzaklaştım, hatta depar attım. Sanırım aşık, kaderinden koşarak kaçabileceğini sanan zavallı bir meczup ve ben depar atan bir zavallıyım.
Nefes nefese eve varır varmaz yatağa attım kendimi. Hayallerin hepsi bir anda hücum ediyor ve kafamın içinde birbirleriyle çarpışıyorlardı. Kalkıp masama geçtim ve heyecanımı dindirir düşüncesiyle karikatür çizmeye başladım. Bir süre hararetle çizim yaptıktan sonra gerçekten de duruldum. Karikatürdeki karaktere bakıp ağlamaya başladım yine… En iyisi beklemek deyip geçtim yatağıma. Gözyaşları ağır gelmiş olacak ki uyuyup kalmışım.
Uyandığımda akşam olmuştu ve sevdiğimden hiçbir haber yoktu. Bütün gece evde ağır ağır volta attım. Allah’ın yazdığı senaryoyu tahmin etmek çok güçtü ve kafamda milyonlarca senaryo oluşturmuştum. Volta atarken de onun olduğu kısımların repliklerini ezberliyordum. Fakat faydasızdı, uyumalıydım. Yatağa uzandım ve gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım. Saatlerce kıvrandıktan sonra bir müddet uyuyabildim. Sabah olup uyandığımda ne yapacağımı bilemiyordum. Annem ‘Sana bir posta gelmiş!’ deyince yine aynı heyecan ile gittim yanına ve zarfı açmasına fırsat vermeden elinden alıp odama geçtim. Ellerim titreyerek zarfı açtım. İçindeki karikatürümdü. Diyalogları okudum.

”-Bazen insanlar beni çok üzüyor. Gözlerim doluyor sinirden. Bunları kimseye söyleme, tamam mı?
+Yok herkese söyleyecem. Valla bana söylemekle çok yanlış yaptın, yayarım ben. Öyle pis bir huyum var.
-Yahu tamam dalga geçme.!
+Ama öyle denir mi.!? Anlatmaymış… Anlatmam tabi. Hem gözlerin dolmasın.
-Yine nasıl dalga geçeceksin.
+Yooo, yooo… Ciddiyim, sen ‘Gözlerim doluyor’ dediğinde ben çoktan ağlamış oluyorum, senden ayrılınca aşikar oluyor hepsi.
-Nn..Nnasıl yani.?
+Seni seviyorum yani…”
Hiçbir fark yoktu, oynanmamıştı üzerinde. Zarfa baktım içerisinde başka bir şey de yoktu. Kağıdı attım masaya, havada takla atarken kağıdın arkasını gördüm, bir yazı yazılmıştı. Hemen alıp baktım, ‘Gönülleri çekip çeviren Allah, benimkini sana çevirmemiş…’ yazılıydı. Yıkım ekibi mesleğini üzerimde icra ediyordu. Geçerken barajlarıma da uğramışlardı. Ağlarken dün çizdiğim karikatüre baktım, kız elindeki ‘Gönülleri çekip çeviren Allah, benimkini sana çevirmemiş…’ yazılı bir kağıdı bana veriyordu…


Etiketler:

Bu yazı 1073 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.