Şehir, havada uçan kapalı bir cam fanus. Şehirli insanlarsa kendilerini özgür sanan kuşlar. Halbuki fanus nereye, kuşlar oraya…

Şehirde tefekkürün merkezi gök (belki de bir çocuğun gözleri). Çünkü insanın elinin değemediği tek yer orası. Elinin değdiği yerde tefekkür mahpus. Şehre dikilen ağacın meyvesi, hasret… Bir kuşun hüznü, kendinden önce uçar…

Şehir, yıkılışlar meskeni. Kahkaha, çöküş ve yıkılış sesi… Her yan masumiyet, hassasiyet, samimiyet fotoğrafı. Aslı çoktan yutulmuş. Bırakılansa dışkı…

Her fuzûlî nazar kiri çift taraflı taşıyor, mânâ âleminden kopa kopa nazar kalmıyor. Yalnızca iğreti mi iğreti bir bakış, gözde… Bayezid’in nazarındaki öldürücü mânâ nerede.?

Allah’ı ise en iyi ihtimalle, dile yakıştırıyor şehir. Oradan çıkabildiği kadar gönüllü insan. Oradan çıkabildiği kadar bani… Bir meziyet oluveriyor burada cürüm. Ve bağrında bir kurşun, bir hançer barındırana, ağır hüküm.

Gece hayatı denince akıllara gece namazı gelmiyor, sokakları aydınlık şehirde. Belki namaz deyince bile namaz gelmiyor…

Bir gün belki bir çocuk…


Etiketler: ,

Bu yazı 1003 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.