Bir gün
Başına kadar çukura batmış bir ayyaş
Cami avlusuna geldi,
Kardeş eti yiyen takkeler gördü.
‘Büyük odunlar ediniyorsunuz,
Alemler değiştiğinde her şey tersine döner,
Arkadan yapılanlar öne gelir.’
Şeytan gıdıkladı,
Yürek düğümlendi
Ve istihza konuştu
‘Sen mi diyorsun bunları,
He ayyaş.!?’
Abdullah el-hımar yanlarından uzaklaştı.
Ayan konuşan ayyaştı;
‘Ben yanlış yapmamakla değil,
Doğruyu söylemekle mükellefim.’
Ya ayyaş kardeş…
Bu dünya kafasında, peygamber yolunu emretmek için
Peygamber olmak gerekmiş.

Abidin biri
Yoldan geçen yaşı küçük cesetlere bakar
Şehvete gelirdi.
Sonra fırdolayı nedamete kendini hapseder,
İpi sarkmış takkesinin
Eskisinden de iyi olması için çalışırdı.
Miyop yürekli birisi ayıpladı onu,
Gördüğü, olayın yalnızca başı ve sonu.
‘Suyun içinde ateş mi yakacaksın?’ dedi.
Gözyaşı havuzunda gönül kandilini yaktı abid,
‘Ben yanlış yapmamakla değil,
Tövbe etmekle mükellefim.’
Ya abid kardeş…
Bu dünya kafasında, eli temiz olan el yıkar
Kirli olan çamurla oynar.



Bu yazı 730 kez okundu.
EMEĞE SAYGI. LÜTFEN KULLANDIĞINIZ İÇERİKLERİN LİNKİNİ VERİNİZ.

You must be logged in to post a comment.